26 Ocak 2010 Salı

Biz kardeştik, yüzümüze tükürsek döner barışırdık. Elin kızı, elin oğlu girince araya herkes kendi yanındakinin ağzına bakar olmuş. Yılbaşında "patavatsız" dedi bana sevgili abim. Durup dururken. nooldu dedim. Yok öyle işte sen patavatsızsın dedi. Öyle bile olsam beni eleştirmeye çalışmaz olduğu gibi kabul ederdi. Anladım ki bakışlarından artık o sadece o değil karısı ve onun düşünceleriyle birlikte o olmuş. Artık beni iyi ve kötü sıfatlarımla birlikte kabul edemezler. Herşey bir yana, bu etrafa verdiğim farfarı, cart curt konuşan, sert görünümlü imajım (ki imaj değil, nasılsam öyle davranıyorum) sayesinde kırılmam sanıyorlar. Her bir ince şeye inceden inceye nasıl kırıldığımı nereden bilecekler. Kırıla kırıla içimdeki iplerin nasıl da koptuğunu. Sanki benim yanımdaki bana dost mu? O da hiç çekinmeden zehirli dilini bir çırpıda çıkarıp sokuverir. Deyivermez bu kez yutayımda üzülmesin. Haklı olsam da susayım kapatayım da üzülmesin. Duvarlarımı ördürdüler bana, kimsem yokmuş gibi yaşayacağım. Tek bana, hep bana sarılacağım. Yanlızlıktan korkmayacağım. Ya da kendi kabuğumda yaşayamazsam kırılmamayı öğreneceğim, kulaklarımı sağır, gözlerimi kör etmeyi öğreneceğim. Ya öyle olacak ya da böyle.

Hiç yorum yok:

Ölümü hatırlayarak yaşama argümanını genelde dini anlamda kullanırlar. Ahireti unutmayarak iyi ameller işle denir. Oysa ben yaşamı hatırlay...