RSS

2014- Kapanış

Bir arkadaşım "Simdi sen iyi, ya da o kadar da iyi olmayan pek cok "an"iyla biraz daha buyuyorsun ve ben bilmem kacinci kere seninle birlikte degilim. Pek cok sinavdan gectim ama en zoru bu olsa gerek. Sen mumlari uflerken yaninda olup, senin icin bir dilek de ben tutmayi isterdim. Annecim buyumeye devam et n'olur; buyudukce guzellesiyorsun... Dogum gunun kutlu olsun, seni cok seviyorum " diye bir not yazmış annesinin doğum günü için facebooka.
Öyle çok öyle uzun ağladım ki...
Elbette kendimi hikayedeki annenin yerine koydum. Günün birinde kızımdan böyle bir mesaj alırsam diye düşündüm...Tahammül edemedim bu düşünceye, nefesim daraldı, boğuluyorum sandım, ayrılık fikri, böyle sadece fikri, bu kadar öldürücü gelir mi? Geliyor...Uzaklarda yaşarsa diyorum, belki de mecburen...Hemen geri alıyorum cümlemi. Neden mecburen olsun ki, olamaz, asla ayrı olamaz. Gün olur da bu yazılar birgün okunursa, kızım okursa yani: ben seni asla bırakmam güzel kızım, sensiz asla olmaz, yaşamak da yaşlanmak da istemem sensiz....

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

2015'e götüm götüm yaklaşırken...

Aralığın dibine geldik yine. Beni aralık aylarında içsel bir telaş alır, doğum günüm yaklaştığından herhalde. Adım gibi bilmeme rağmen yaşımı yeniden parmak hesabıyla sayarım, beğenmem, yanlış oldu deyip yine sayarım. Bildiğimden farklı sonuç çıkmaz tabi. Üfff amma da yaşlanmışım, bundan sonra...., yeni yılda .... diye başlayan bir ton cümle kurar, kararlar alırım. Rutin değişmedi tabi ama bu kez hesapladığım yaş 40'lara pek yakın olduğundan üstüne bir de korku saldı bedenimi. Hazır sağlıklıyken, çok geç olmadan yapmam gerekenler listesi yaptım. Bu aralar bizim kızlarla aramızdaki espri yeni yılda yeni degree gibi bişey, inanasım geldi. Hatta konuyla ilgili bir de klasör açtım. Tabi bu konuya odaklanınca , o "geç olmadan yapmam gerekenler" listesi yine rafa kalktı şimdilik. Örneğin 1855 amper şiddeti ile isteyerek aldığım yan flütümü henüz çalmaya başlayamadım. Bir çok video izledim, girişimlerde bulundum ama yalnızca ses çıkartma aşamasında kaldım. Bahane ararsan çok. Flüt gerçekten yüksek sesli bir enstrüman ve akşam komşuları rahatsız etmeye çekiniyorum, ne zaman çıkarsam Deniz'de çalmak istiyor, dur yapma derken vesaire, geri kaldırıyorum zarar gelmesin diye. Çünkü aletin kendisi pek hassas, çarpma, düşme gibi etkilerden ses tonu bozulur diye kıyamıyorum. Ama evin çok yakınında bir müzik kursu buldum. Haftada 2-3 giderim diye umuyorum (yeni yılda tabi :)


  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

Ben bir yerde hata yaptıysam ya da hala yapıyorsam, o da herkes gibi olmaya çalışmaktır. Mesela hayatımda gerçekten neyi istediğimi asla bilmedim. Onlar gibi olmak istedim o kadar. Özgün, bağımsız bir hayalim olmadı, hayal bile kuramadım. Bana hayalin nedir diye sorsalar cevap bile veremem. Ben hayal kurmam, hesap yaparım, uçmam, küçük adımlar atarım, olmam gereken yöne doğru, olmam gerektiğini hissettirdikleri tarafa doğru...Hep olması gerekenler vardı, olması gerektiği gibi yapmaya çalıştım. Mesela şu aralar çeşitli zulüm metodları kullanarak yaptığım da bu. Hayata benle beraber başlayanlar, benzer yollardan gidenler nerede diye tespit edip daha ne kadar yol almam gerektiğini veya ne kadar geciktiğimi kestirmeye çalışmak. Bi sıyrılsam artık fena olmayacak... Beni gerçekten neyin mutlu ettiğini bulup sadece kendim olmaya başlasam.

Kendime not: Bu yukardaki farkındalık da bir başlangıçtır ayrıca, yeme artık kendini.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

Dev


İstersem herşeyin en iyisini yapabilirim. İçimdeki güce öylesine inanıyorum ve güveniyorum. Sorunum olmayan tek konu özgüven oldu hep. Ama istemiyorum, işte sorun hep buradaydı. Dramatik biçimde isteksizim, herşeye ve herkese karşı. Her sabah maskemi takıp devam ediyorum, gece gözlerim kapanana dek çıkarmıyorum. Kimi zamansa içimdeki ses uyuyan koca bir dev olduğumu söylüyor, uyanmaktan korkan.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

Özel istek üzerine bir yazı :)

Ne kadar rahat sevecen bir anne olduğunu, dünya tatlısı kızını yaz, özendir şu arkadaşlarını demiş selocanım. Gönül öyle olsun ister ama kazın ayağı öyle değil be kuzum. Aslında ben özellikle senin için başka türlü bir yazı planlıyordum da, özendirmek şöyle dursun, "kısırlaştırın beni aman diyim" diye düşüneceğin türden :) Ama eminim ki benim ballandıra ballandıra hayatın böyle kararacak, şöyle gebereceksin, doğduğuna pişman doğurduğuna bin pişman olacaksın diye başımdan geçen bebeli hatıralarımı anlatsam, aman canım ne var bunda diyecek güzel taraflarını vurgulayacaksın. O yüzden buna hiç girişmeyeceğim. Ama tek bir şey biliyorum, biraz daha gecikirsen bu iş için, hani blogunda şöyle gezdik böyle yaptık diye anlatmalarından çıkardığım iki kişilik steril yaşantınızın ortasına düşecek bu 3-5 kiloluk her yönüyle mucizevi yaratık ağzınıza edecek. İşte ben o günü bekliyorum, yazmıyorum, bizzat emdiğin sütlerin bedelini ödeme vakti geldiğinde kendi gözümle şahit olmak istiyorum :))) Ama şimdi sizin bol ana-babalı ailenizde (Allah eksikliklerini göstermesin) bebeniz elinize bile düşmez, şöyle kulaklarınızın pası silinene kadar 15-20 saat ağlama dinletmezler size. 5'er saat dönüşümlü vardiya yaparsınız. Şaka bir yana heyecanla böyle bir haber beklemekteyim.
Gelelim bizim ufaklığa, senin vesilenle kendisinden şu blogda azıcık da olsa bahsedeyim isterim. Aslını sorarsan öyle mükemmel ve tekrarı imkansız zamanlar yaşattığını ne kadar anlatsam, ağdalı ağdalı betimlesem boş. Hergün ayrı şirinlik... Artık eskisi gibi kızamıyorum da, konuşmazken kendini ifade edemediği için hem o  sinirli oluyordu hem ben tahammülsüz. Örneğin "ne istiyorsun ne?" şeklindeki çığlıklarım konuşmaya başladıktan sonra yerini daha sakin açıklamalara bıraktı. Hatta öyle çok konuşmaya başladı ki dün ilk kez şöyle bir cümle kurdu: "Anne ben konuşurken lütfen yüzüme bakar mısın?"
Sözün özü biz büyüdük...

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

Hamileyken "Taslak" kalmış bir yazı çıktı günyüzüne, yayınlamasam olmazdı.

Yazıcam, yazamıyorum. Korkuyorum. İçimde büyüyen bir canlı var. Yeniden gelseydim dünyaya, değiştirmek istediğim tek birşey olurdu. Daha zengin, daha bilgili olmak, daha güzel bir yerde yaşamak, daha, daha...hiçbiri değil. Tek birşey. Herşey şu andaki gibiyken "daha" mutlu olabilmeyi öğrenmek. Biliyorum ki mutluluğun "daha"larla hiçbir ilgisi yok. Bu bir bakış açısı. Mutlu bakabilmek isterdim. İçimde büyüyen bir canlının içimde ölmüş olup olmadığı kaygısıyla baş etmek yerine muhteşem bir sürece tanıklık ettiğimi hatta eşlik ettiğimi farketmek isterdim. Polyanna olamasam da kınalı yapıncak olmamayı dilerdim :)

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS