26 Mart 2009 Perşembe

Seçimleri bekliyorum. Bir umut bekliyorum. Artık uyan ülkem diyeceğim ama bir uyku hali olsa idi bu ansızın bitiverebilirdi kabus.

23 Mart 2009 Pazartesi

Ellerimi ensemde birleştip sırtüstüstü yatarak gün görmemiş bembeyaz koltuk altımın bu yılki bekaretine son verdiğimde dalgalar ayaklarıma değmeli ara ara, beni içine çekmek isteyen deniz parmak uçlarımı kumlara gömme çabasında olmalı bir yandan. Yüzümde bir şapka olmalı, vücudum kendini teslim ettiğinde güneşe ve dizkapaklarım sarı ışık ağırlığını kaldırmaya karar verdiğinde öyle yavaştan değil birdenbire yarıp mavi soğuk ege denizini omuzlarımla en huzurlu yere, ana karnına geri girer gibi sokmalıyım başımı.

19 Mart 2009 Perşembe

O kadar acı çekiyorum ki :(
Her seferinde ilk kez kadar ağır ayrılık. Bu gelmeler ve hemen gitmeler, sessiz kimsesiz evler duvarlar. Dayanmaya gücüm kalmadı.

6 Mart 2009 Cuma

Of Allahım offf. Gitmek istiyorum. Ankara'dan gitme kararı alındı ya, duramıyorum artık. Herşey hemen olmalı, bekleyemiyorum, dayanamıyorum. Artık düzenimi kurmak istiyorum. Bir de tez yazmak hiçççç istemiyorum. Önümüzdeki haftadan sonraki dönem çok gergin geçecek. Bundan kaçmanın yolu yok sanırım :(( Bunlar geçtikten sonra ise asıl mesele İstanbul'da ne halt edeceğim olacak ki o da apayrı bir uzmanlık sorusu. En nefret ettiğim şey belirsizlikler, bulanık haller..........

4 Mart 2009 Çarşamba

Gerçekler can yakıyor:
İşe yaramaz adamın tekiyim. Ne çevreme ne kendime doğru düzgün faydam var. Ne iş yaparsan yap düzgün yapacaksın, bir karşılığı olacak ya da elinden gelenin en iyisini yapacaksın.
Ben sadece var olanı nasıl sürdürürüm derdindeyim. İdare eder kıvamında bütün işlerim. 5 para etmem yani.

1 Mart 2009 Pazar

Eğer işim varsa ve çalışmam gerekiyorsa motive olmak için öncesinde yapma gereken bazı aktiviteler vardır: patlayana kadar yemek yemek, facebook, gazete vb gibi internet sitelerinde dosyasıya sıkılasıya geberesiye web sörf, annemle uzuuuuuuuuuuuuuuun telefon konuşması (en az 1-1,5 saat) tekrar açlık hissi ve bol şerbetli tatlılarla bastırılan şeker krizi, tekrar facebook ve web sörf, sevgiliyle uzuuun telefon konuşması ve acıkma ve tekrar web sörf ve kısır döngüye giriş. Döngüden çıkmak için "anam ben boku yedim saat kaç olmuş" alerti :))))))) Ve boku yiyişşşşş

27 Şubat 2009 Cuma

Yaza yaza kalem tükenir...di eskiden. Minicik olurdu da yine sınıfın köşesindeki çöp kutusunun başına dikilip çatır çatır kalemtraşa sokup zikzaklı ahşap şeritler döktürürdük. Şimdi bu satırları yazmaya kalem gerekmiyor. Klavyem hiç tükenmiyor. Sahte sahte ekranlarda times new roman soğukluğunda bakıyor bütün yazılar. Sahte diyorum ama adettendir diye teknolojiye bok atmaya çalışmıyorum. Blogspotun sunucusu aniden çökse acaba bu yazdıklarım bu aslında sıfır ve bir denilen zımbırtılar hangi cehennemi boylayacak. Ha diyeceksiniz ki kağıt üstündekiler de kaybolabilir, kara kedi çalabilir, ağaca çıkabilir, balta kesebilir, suya düşebilir, eşek içebilir, dağa kaçabilir, dağ yanabilir ya da eski sevgilide rehin kalabilir, kimbilir...olsun ama zihinlerde bilinir ki bir zamanlar yazılmış mektuplar vardır, bilinir ki postacı zamanında bir dostun yaşamını üzeri X harfine benzeyen damgalı pullu zarflarda uzatmıştır avucuna. Bilgisayar ekranlarındaki yazıları kim sahiplenir ki. Oysa kağıda atılmış her çizgi bir kişilik olur, ait olur, senin olur, sana benzer, kağıt elin kokar, mürekkep gözyaşınla seyrelir.
Elle tutulur bembeyaz pespembe sapsarı yemyeşil mektup kağıtlarına yazılmış bir tomar yazı var önümde. Birçoğu hayatımın en zor dönemi olarak nitelediğim ÖYS hazırlıkta sevgili dostlarım tarafından manevi destek amaçlı gönderilmiş. Yine yanlızlıktan mıdır nedir tekrar okuyup ve ilk kez okur kadar heyecanla dökülürken gözyaşlarım kağıda bacaklarımı sıkıca karnıma çektim. O kağıtlar daha nice ıslak duygularımı göğsünde misafir etmiştir kimbilir.
Geçmişe mi ağlıyorum, hayır bu kez değil. Anlıyorum sadece o zamanki insanlar şimdikiler değildiler. Onlar da benim gibi kirlendiler, zihinlerinde binbir şeytani düşünceyle burunlarının ucundaki yokluklara sıradan merhametler göstermekteler. 3 saniye sonra kendi yaşamlarına tekrar dönerken burnu soğuktan kıpkırmızı kesilmiş ayak parmakları yazlık ayakkabısına isyan etmiş küçük kıza sırtlarını dönerler. Onlar da benim gibi arabamın camını silmeye koyulan kimbilir hangi dramın yırtık bir parçası ufaklığa bir kırmızı ışıklık şans tanırlar.
Ulan serseri dünya, ben sakladım ama sen becerdin masumiyetimi. Bekaretim senin olsun geri ver çocukluğumu..........

Çıldırıcam ayol, o kadar iştahlıyım ki aklımda yemek yemekten başka hiçbirşey yok. Hatta bir ölüm şekli seç deseler mide patlaması veya şeker komasını seçerim.

19 Şubat 2009 Perşembe

İlkokulmuydu ortaokulmuydu ne,
fen bilgisimiydi coğrafyamıydı ne,
fasülyemiydi nohutmuydu ne,
bişiy diktirilerdi ya pamuğa.
İşte o dikimi zamanında yapmazdın da
öğretmen yarın filizlerinizi getirin dediğinde
birgün evvel diktiğin fasulyelerin azıcıkda olsa
filiz vermeyeceğini gecenin ikisine kadar
gözünü üstüne dikipbaşında bekleyip anladığında
umutların tamamen tükendiğinde
apartmanın bahçesindeki otları
pamuktaki fasülyelerin üstüne yapıştırmak suretiyle
öğretmene yutturmaya çalışırdın ya.
İşte benim her işim böyle.
Acaba yutturuyormuydum?
Acaba yine yuttururmuyum?
Bu günlerde saçlarımı yolum yolum yolasım geliyor.

 Sene olmuş 2026. Ne fırtınalarda yüzdürdüm ben gemilerimi. Güvenli limanlara da çıkmış değilim ha. Mottomuz "seyir güzel" oldu, b...