11 Ocak 2015 Pazar

Öyle çok öyle boş zamanım olsun istiyorum ki bıkıp usanmadan saatlerce solo test oynayayım ya da 1 kilo çekirdeği çitim çitim çitleyerek sokaktan geçenleri izleyeyim. Boş zamanlarımı boş geçirmek istiyorum...

4 Ocak 2015 Pazar

Kafka ve Oyuncak Bebek

Hikayeye göre günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.
Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:
“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.
Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi…”
Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır: “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”
May Benatar, Kafka & the Doll: The Pervasiveness of Loss,
Çeviri: kültür kedisi

Bu hikayeye hıçkırarak ağlamak için regl dönemimde olmama hiç gerek yok...Ölümler, doğumlar, ayrılıklar, kavuşmalar, yeni tanışmalar...İşte bütün bunlar sevdiklerimizin biçim değiştirerek gelip gidişleri. Belki de hiç dönmeyen bir dünyada aynı anı yaşayıp duruyoruz...

29 Aralık 2014 Pazartesi

2014- Kapanış

Bir arkadaşım "Simdi sen iyi, ya da o kadar da iyi olmayan pek cok "an"iyla biraz daha buyuyorsun ve ben bilmem kacinci kere seninle birlikte degilim. Pek cok sinavdan gectim ama en zoru bu olsa gerek. Sen mumlari uflerken yaninda olup, senin icin bir dilek de ben tutmayi isterdim. Annecim buyumeye devam et n'olur; buyudukce guzellesiyorsun... Dogum gunun kutlu olsun, seni cok seviyorum " diye bir not yazmış annesinin doğum günü için facebooka.
Öyle çok öyle uzun ağladım ki...
Elbette kendimi hikayedeki annenin yerine koydum. Günün birinde kızımdan böyle bir mesaj alırsam diye düşündüm...Tahammül edemedim bu düşünceye, nefesim daraldı, boğuluyorum sandım, ayrılık fikri, böyle sadece fikri, bu kadar öldürücü gelir mi? Geliyor...Uzaklarda yaşarsa diyorum, belki de mecburen...Hemen geri alıyorum cümlemi. Neden mecburen olsun ki, olamaz, asla ayrı olamaz. Gün olur da bu yazılar birgün okunursa, kızım okursa yani: ben seni asla bırakmam güzel kızım, sensiz asla olmaz, yaşamak da yaşlanmak da istemem sensiz....

19 Aralık 2014 Cuma

2015'e götüm götüm yaklaşırken...

Aralığın dibine geldik yine. Beni aralık aylarında içsel bir telaş alır, doğum günüm yaklaştığından herhalde. Adım gibi bilmeme rağmen yaşımı yeniden parmak hesabıyla sayarım, beğenmem, yanlış oldu deyip yine sayarım. Bildiğimden farklı sonuç çıkmaz tabi. Üfff amma da yaşlanmışım, bundan sonra...., yeni yılda .... diye başlayan bir ton cümle kurar, kararlar alırım. Rutin değişmedi tabi ama bu kez hesapladığım yaş 40'lara pek yakın olduğundan üstüne bir de korku saldı bedenimi. Hazır sağlıklıyken, çok geç olmadan yapmam gerekenler listesi yaptım. Bu aralar bizim kızlarla aramızdaki espri yeni yılda yeni degree gibi bişey, inanasım geldi. Hatta konuyla ilgili bir de klasör açtım. Tabi bu konuya odaklanınca , o "geç olmadan yapmam gerekenler" listesi yine rafa kalktı şimdilik. Örneğin 1855 amper şiddeti ile isteyerek aldığım yan flütümü henüz çalmaya başlayamadım. Bir çok video izledim, girişimlerde bulundum ama yalnızca ses çıkartma aşamasında kaldım. Bahane ararsan çok. Flüt gerçekten yüksek sesli bir enstrüman ve akşam komşuları rahatsız etmeye çekiniyorum, ne zaman çıkarsam Deniz'de çalmak istiyor, dur yapma derken vesaire, geri kaldırıyorum zarar gelmesin diye. Çünkü aletin kendisi pek hassas, çarpma, düşme gibi etkilerden ses tonu bozulur diye kıyamıyorum. Ama evin çok yakınında bir müzik kursu buldum. Haftada 2-3 giderim diye umuyorum (yeni yılda tabi :)

13 Kasım 2014 Perşembe

Ben bir yerde hata yaptıysam ya da hala yapıyorsam, o da herkes gibi olmaya çalışmaktır. Mesela hayatımda gerçekten neyi istediğimi asla bilmedim. Onlar gibi olmak istedim o kadar. Özgün, bağımsız bir hayalim olmadı, hayal bile kuramadım. Bana hayalin nedir diye sorsalar cevap bile veremem. Ben hayal kurmam, hesap yaparım, uçmam, küçük adımlar atarım, olmam gereken yöne doğru, olmam gerektiğini hissettirdikleri tarafa doğru...Hep olması gerekenler vardı, olması gerektiği gibi yapmaya çalıştım. Mesela şu aralar çeşitli zulüm metodları kullanarak yaptığım da bu. Hayata benle beraber başlayanlar, benzer yollardan gidenler nerede diye tespit edip daha ne kadar yol almam gerektiğini veya ne kadar geciktiğimi kestirmeye çalışmak. Bi sıyrılsam artık fena olmayacak... Beni gerçekten neyin mutlu ettiğini bulup sadece kendim olmaya başlasam.

Kendime not: Bu yukardaki farkındalık da bir başlangıçtır ayrıca, yeme artık kendini.

21 Eylül 2014 Pazar

Dev


İstersem herşeyin en iyisini yapabilirim. İçimdeki güce öylesine inanıyorum ve güveniyorum. Sorunum olmayan tek konu özgüven oldu hep. Ama istemiyorum, işte sorun hep buradaydı. Dramatik biçimde isteksizim, herşeye ve herkese karşı. Her sabah maskemi takıp devam ediyorum, gece gözlerim kapanana dek çıkarmıyorum. Kimi zamansa içimdeki ses uyuyan koca bir dev olduğumu söylüyor, uyanmaktan korkan.

16 Eylül 2014 Salı

Özel istek üzerine bir yazı :)

Ne kadar rahat sevecen bir anne olduğunu, dünya tatlısı kızını yaz, özendir şu arkadaşlarını demiş selocanım. Gönül öyle olsun ister ama kazın ayağı öyle değil be kuzum. Aslında ben özellikle senin için başka türlü bir yazı planlıyordum da, özendirmek şöyle dursun, "kısırlaştırın beni aman diyim" diye düşüneceğin türden :) Ama eminim ki benim ballandıra ballandıra hayatın böyle kararacak, şöyle gebereceksin, doğduğuna pişman doğurduğuna bin pişman olacaksın diye başımdan geçen bebeli hatıralarımı anlatsam, aman canım ne var bunda diyecek güzel taraflarını vurgulayacaksın. O yüzden buna hiç girişmeyeceğim. Ama tek bir şey biliyorum, biraz daha gecikirsen bu iş için, hani blogunda şöyle gezdik böyle yaptık diye anlatmalarından çıkardığım iki kişilik steril yaşantınızın ortasına düşecek bu 3-5 kiloluk her yönüyle mucizevi yaratık ağzınıza edecek. İşte ben o günü bekliyorum, yazmıyorum, bizzat emdiğin sütlerin bedelini ödeme vakti geldiğinde kendi gözümle şahit olmak istiyorum :))) Ama şimdi sizin bol ana-babalı ailenizde (Allah eksikliklerini göstermesin) bebeniz elinize bile düşmez, şöyle kulaklarınızın pası silinene kadar 15-20 saat ağlama dinletmezler size. 5'er saat dönüşümlü vardiya yaparsınız. Şaka bir yana heyecanla böyle bir haber beklemekteyim.
Gelelim bizim ufaklığa, senin vesilenle kendisinden şu blogda azıcık da olsa bahsedeyim isterim. Aslını sorarsan öyle mükemmel ve tekrarı imkansız zamanlar yaşattığını ne kadar anlatsam, ağdalı ağdalı betimlesem boş. Hergün ayrı şirinlik... Artık eskisi gibi kızamıyorum da, konuşmazken kendini ifade edemediği için hem o  sinirli oluyordu hem ben tahammülsüz. Örneğin "ne istiyorsun ne?" şeklindeki çığlıklarım konuşmaya başladıktan sonra yerini daha sakin açıklamalara bıraktı. Hatta öyle çok konuşmaya başladı ki dün ilk kez şöyle bir cümle kurdu: "Anne ben konuşurken lütfen yüzüme bakar mısın?"
Sözün özü biz büyüdük...

22 Ağustos 2014 Cuma

Hamileyken "Taslak" kalmış bir yazı çıktı günyüzüne, yayınlamasam olmazdı.

Yazıcam, yazamıyorum. Korkuyorum. İçimde büyüyen bir canlı var. Yeniden gelseydim dünyaya, değiştirmek istediğim tek birşey olurdu. Daha zengin, daha bilgili olmak, daha güzel bir yerde yaşamak, daha, daha...hiçbiri değil. Tek birşey. Herşey şu andaki gibiyken "daha" mutlu olabilmeyi öğrenmek. Biliyorum ki mutluluğun "daha"larla hiçbir ilgisi yok. Bu bir bakış açısı. Mutlu bakabilmek isterdim. İçimde büyüyen bir canlının içimde ölmüş olup olmadığı kaygısıyla baş etmek yerine muhteşem bir sürece tanıklık ettiğimi hatta eşlik ettiğimi farketmek isterdim. Polyanna olamasam da kınalı yapıncak olmamayı dilerdim :)

15 Eylül 2013 Pazar

Vallahi asabım bozuk. Yazacak yer arıyorum. Söyleyecek adam arıyorum. Anlayacak insan arıyorum. Ulan ağlamaktan yoruldum. Ben bu dünyanın derdini çözemeden ölmesem keşke. 1 arpa boyu değişemiyorum ya ona bozuğum işte. Kısacası düzeni bozuk dünyaya ayak uyduramayıp yaşamaya sarılamadığıma bozuluyorum.
Savaşları mı deyim, şiddeti mi deyim, masum bebeleri mi deyim,
hangisine yanayım, ben nasıl yaşıyayım.

Bak yazarken yine aklıma geldi, 7 yaşında evlendirildiği gece kanamadan ölen yavruya da yanmayayım mı? Yana yana kül oldum ulan.
Es kaza okuyan olur da "bi kere de güzel bişey yaz şuraya" demesin diye diyorum: Evet, Adrasan tatili güzeldi.

20 Ağustos 2013 Salı

Bir hitapla başlayayım istedim sana, inan hepsi eksik hepsi ucuz kaldı. Sağlıkla büyümeni ve ananla babanın buna şahit olmasını diliyor kalbim. Ama ben o minik ellerini öyle çok özleyeceğim ki şimdiden üzüntü basıyor içimi. Bir yandan da kol kola gireriz diye seviniyorum. Karmaşıktım zaten, karmakarışık ettin beni iyi mi?

24 Mayıs 2013 Cuma

Eve gitmek istiyorum. Koltuğumun altına sıcak ekmeğimi alıp, toprak yoldaki gazoz kapağına esaslı bir tekme vurup eve gitmek istiyorum. 5 çayı kokusuyla annemin kapıyı açacağını umarak.

 Sene olmuş 2026. Ne fırtınalarda yüzdürdüm ben gemilerimi. Güvenli limanlara da çıkmış değilim ha. Mottomuz "seyir güzel" oldu, b...