19 Ekim 2009 Pazartesi

İletişimin bu kadar kolay olmadığı bir çağda yaşamalıydım.
İnsanlar birbirlerine gerçekten değer vermeli, birlikte olmanın bir anlamı olmalıydı.
Feysbuk, sms, e-mail işi arkadaşlık olmamalıydı mesela.
Uzaktaysa mektup yazmalı,
Yakındaysa çat kapı çıkıp gelmeliydiler.

18 Ekim 2009 Pazar

Cuma akşam Selay'ların yeni yuvasına davetliydik. Blogumu okurken 19 Eylül 2007 tarihinde önümüzdeki iki yıl içinde evli ve çocuklu olmayı planlıyorum türünden bir yazı yazdığımı gördüm ve Selay'da "Bende bendeee" diye bi yorum atmış. O da, ben de muradımıza erdik mi denir nasıl denir? işte ondan. Çok cici bi evleri olmuş, tatlı tatlı tepişirler içinde inşallah.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Saçma sapan şeyleri merak ediyorum. Dizinin gelecek bölümünde yan karakterlerden biri ölecek mi? Hikayenin sonu nasıl bitecek, acaba esas kızla esas oğlan barışacak mı? Aralarındaki yanlış anlama ne zaman gün ışığına çıkacak? Utanıyorum ulan kendimden. Tam anlamıyla dizi fanatiği oldum. Usul usul izliyorum kanepede oturduğum yerden, ekrandaki hayatı yaşıyorum içimden, yapayanlız bir hayatı olunca insanın, ailesi zannediyor televizyonu. Bu bomboş ve hiç bir işe yaramayan faaliyete ne zaman son vereceğim, şimdi de onu merak ediyorum...

13 Ekim 2009 Salı

Çok huzursuzum, ne gece uyuyabiliyorum ne de sabah kalkabiliyorum. Üstüne bir de bitmek bilmeyen bir mide bozukluğu var, yediklerim tatsız tuzsuz geliyor. Neden acaba tüm sıkıntıları geride bırakmışken (doktora tezi, evlilik zımbırtısı) rahatlayamadım. Kısacası yorgun ve huzursuzum.

6 Ekim 2009 Salı

Bu kadar uzun aradan sonra olanları bir bir anlatmam gerekir aslında ya da bu kadar önemli kavşağı atlatmış ve kısa sürede medeni hal ve akademik değişimi yaşamış olmanın hissettirdiklerini paylaşmam gerekir ama geçip gittikten sonra yani o an değilse şu an ne düşündüğünü anlayamıyor insan. Uzun cümle kurma alışkanlığından vazgeçmem gerekiyor. Yine başı sonu belirsiz oldu. Tezle ilgili çoğu düzeltmede bununla ilgili nitekim, bir başlıyorum yazmaya bittiğinde yüklemin özneyle bağı kalmamış, iki yabancı gibi soğuk ve mesafeli sarılamıyorlar bile. Aman her neyse yine başka bişey yazmaya oturdum yine başka bişey geveliyorum. Netice itibari ile evlendim, doktoramıda eleyip duvara astım. Yeni tuttuğumuz evi temizledik, yerleşince ısınır burası eve benzer dedim içimden çektim çelik kapıyı çıktım geldim herdaim bozkır dediğim, itin g.tüne sokmaktan çekinmediğim Ankara'ya hasretle. Utanmadım da değil ettiğim laflara, hatta otobüs Mesa konutlarına yaklaşınca gereksiz bir heyecan hissedip başak sarısı havayı aceleyle soludum. Havasını suyunu, makam arabaları ile kahverengi memur ezikliğini geçtim de ben öyle çarçabuk arkadaş edinemem. Kolaylıkla sevemem diyelim yoksa iletişim sorunum yok diyelim de fazla yermeyelim bünyeyi. Ama ne de güzel arkadaşlarımı bırakacağım burada, ki kalkıp taa İstanbul'a gelmişler mutlu günümdür diye, nasıl gözleri dolmasın şu garibin bırakıp da giderken, değil mi ya? (Cümlelerin yine başı ayrı sonu ayrı oynuyor ya, hoş zaten pek bi devrik bitiresim var hepsini, sonlanamıyor hiç bir düşünce koymak gerektiğinde yüklemi sona. Varsın devrik kalsın bu kez de diyorum, içim burkulurken, sistem çöküp yenisini kurmaya kalkarken bu dilbilgisi merakı da neyin nesi?) Ne düşünüyorsa gönül dile gelsin kelimelerin şahı da derdini döksün varsın. İşte böyle böyle sevgili günlük, bana bu kalbinden temiz sayfayı ayırdığın için..... İlkokulda böyle başlayan yazılar yazdığında arkadaşlarım defalarca okur, gelenektendir diye yazdıklarını bilmeyip ne de çok seviliyorum derdim. Büyüyünce ayırmayı da öğreniyorsun ya lafın sahisini yalanını.

10 Eylül 2009 Perşembe

Ayyyyy çok kırgınım ulaaan. Yok mu benim kalbimi onaracak. Ya da "değmez" kelimesini anlamamı sağlayacak. Hep oyun oynuyorsun bana hep, en zayıf yanımdan vuruveriyorsun.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Pişman olmuyor değilim, oluyorum.
Ne var ki çilem doluyor, öyle ya da böyle gidiyorum.
"Öğrenci" olma halinden çıkacağıma seviniyorum.
..............................................................................................
Kusmak istiyorum, gitmezden evvel kusup içimdeki pisliği, akça pakça gitmek...

7 Eylül 2009 Pazartesi


Bazen sabaha kadar çalışmak da yetmeyebiliyor.
Kendimi değersiz hissettiren bu yerden kurtulacağım için o kadar sevinçliyim ki, o kadar olur yani.

6 Eylül 2009 Pazar

Tarih


İnanılmaz merak saldım tarihe. Öyle ki, tezin sonuç ve tartışma kısmı henüz yazılmamışken ve bitirmem için önümde 1 haftalık süreç olmasına rağmen tvde tarih programına denk gelirsem zınk diye durup ağzım açık dinliyorum. Önceleri eskide yaşamış insanların ne yaptıkları nasıl yaptıkları ne kadar önemli olabilir ki, şimdiye bakmak varken eski defterleri karıştırmanın ne faydası var, çok saçma diye düşünüyordum. Tarihi, eskileri öğren ki şimdiki yaşayışa yönelik yorum geliştirebil tezinin dışında bir nedenle çok önemsiyorum üstelik. Çünkü farkettim ki tarihi bilmek ve anlamak, insanları anlamayı, böylelikle tanrıyı anlamayı getiriyor. Ve tanrıyı keşfetmek de kendimi keşfetmemi sağlıyor.

Üstelik öğrendikçe küçülüyor ve hatta hiçleşiyor, hiçleştikçe mutluluğa yaklaşıyorum.

Aklıma geldikçe yazayım diyorum, unutuluyor çoğu şey çünkü. Örneğin topkapı sarayını gezerken en çok Hz. Musa'nın asasını gördüğüm an çarpıldım. Düşündüm, aman Allahım, Musanın asası burda, şuracıkta duruyor. Kızıldenizi ikiye böldüğü asa İstanbul'da topkapı sarayında, burnumun ucunda bana bakıyor. İnanılır gibi değil. Türkiye ne kadar çok hazineye sahip. Diğer kutsal emanetleri saymıyorum bile. Gidip saatlerce seyredebilirmim.

 Sene olmuş 2026. Ne fırtınalarda yüzdürdüm ben gemilerimi. Güvenli limanlara da çıkmış değilim ha. Mottomuz "seyir güzel" oldu, b...