3 Kasım 2008 Pazartesi


Hayatımın tamamını yapmak istemediğim işleri yaparak geçiriyorum. Bu işler arasında ise en az yapmak istemediklerimi önce yapıp hiç yapmak istemediklerimi sona bırakıyorum. Hiç yapmak istemediklerimi yapma zamanım gelince de kendime ondan daha az yapmak istemediğim iş buluyorum. Bu kısır döngü içinde hiç yapmak istemediklerim asla yapılmayanlar klasöründe duruyorlar ve sanırım tezi bitiremiiiicem. Sözkonusu işiçin 56. kez bilgisayar başına oturup her seferince sadece facebook,hürriyet.com,hotmail ve bilimum posta hesaplarımı kontrol edip çalışmaya ara veriyorum :))) Danışmanım bana karşı çok yumuşak, sorunu buldum, alışık değilim bu kadarına

2 Kasım 2008 Pazar

Çok yakın bir arkadaşımı gördüm rüyamda, sarmaş dolaş olduk, çok yakın bir arkadaşım. Şarkı söyledi bana, şebnemden daha önce sözleri duyulmamış bir şarkı, olmayan, yazılmamış bir şebnem şarkısı yani. Bu en yakın arkadaşım kimmiş bilemedim, hiç en yakın arkadaşım olmadı ki.

21 Ekim 2008 Salı


Burcum toprak, yükselenim ateş.

Yanarım yanarım da,

kazma kürek toprak atar diğer yanım.

19 Ekim 2008 Pazar

Ya Allah deyip kalkmalı artık ayağa
Gözünü yumarak kaçılmıyor ki hayattan

Hiç de umutsuz değilim istikbalimden
Ama yaşamak zor geliyor işte
Ya da gereklimi ki diye düşündürüyor
Ha ben eksik ha ben fazla

12 Ekim 2008 Pazar

Bir limon ağacı dikmeli biyerlere,
zamanı gelince sarı yeşil limonlar vermeli,
çıt diye koparınca bir limonu dalından
nasıl kokar bütün dünya,
ne kolonyası ne dondurması
bir limon ağacı lazım her bahçeye

6 Ekim 2008 Pazartesi

Bu bayram bayram gibi bayram oldu.
Bu bayram benim de bayramım oldu.
İnformal ilişkileri formal boyuta taşımak iyi oldu.
Her ne kadar benim için ilişkinin formali - informali olmasa da ailemden ve içinde bulunmaya mecbur kaldığım çevrelerinden soyutlayamayacağım için sularına gidiyorum işte.
Bu resmi tanışma merasimi beni söylemek zorunda bırakıldığım yalanlardan kurtardı. Daha doğrusu hep "bir arkadaşım" diye bahsettiğim kişiye bir özne hediye etti, o bu özneyi çok sevdi bence.
Giderek daha büyük bir aile oluyoruz.

23 Eylül 2008 Salı

Notlar alıyorum iphone uma. Bloga yazayım dediğim. Aldığımı sanıyormuşum daha doğrusu, beynim not al emri verince elim kolum onu dinler sanıyormuşum. Notlar bölümü hala boşş :((
Onca güzel duygularım içimde kalmış
ne kimsenin ne benim haberim olmamış.

18 Eylül 2008 Perşembe

Yetişmiyor sana sesim
Bekliyorum gelmiyorsun.
Yıllar geçti mevsim mevsim
Bekliyorum gelmiyorsun.
bu kadar mı yollar uzunnnn
bekliyorum gelmiyorsun

...........Metroda yan flüt çalan kızdan duyarsın, kalbin yerinden fırlar, ahhhhh bu nasıl bir güzellikti diye hatırlayıverirsin. Sağolasın varolasın ezginin günlüğü

10 Eylül 2008 Çarşamba

Çok fena fantazilerdeyim, hiç yazmayayım daa iyi. İçimden bir his ansızın bir karadeliğe gireceğimi söylüyor. Bu CERN beni alt-üst etti. Oturup kütlemin enerjiye dönüşmesini bekliyorum...Belkide enerjim kütleye dönüşür :)

8 Eylül 2008 Pazartesi

Gurme




Yüksek miktarda lezzet merakım var. Tadını beğendiğim birşeyi mutlaka arar bulurum, eğer bu endüstriyel bir ürün değilde ev yapımı ise en ince ayrıntısına kadar tüm detayları atlamadan tarifi alır yaparım. Yemeğe düşkünlük değil aslında bu başka türlü bir hastalık. Örneğin asla sadece karnımı doyurmak adına yemek yemem. Bu acaip bir lezzet düşkünlüğü ve öyle olmasaydı eğer bundan 8 yıl önce market reyonundan alıp tadına hasta olduğum bir peyniri tekrar raflarda bulamayınca yıllarca aramazdım. O peynire (Danish white-feta) geçen yıl Dubai freeshopunda rastladım (Millet parfüm ve kozmetik ürünlerini gezerken). Hemen ikişer üçer kutu aldım. Aklıma düştüğünden tekrar arıyorum. Koskoca Alman marketlerini gezdim bulamadım. Şimdi en bulunabilecek yer olan internete bakıyorum. Bulabilene aşk olsun. Bu sayede de epeyce bir bilgi edindim. Benim sevdiğim peynir Feta adı altında çeşitli ülkelerde üretiliyormuş. Geçen yıl Danimarka ile Yunanistan birbirlerine girmişler. Feta Yunan peyniri demektir diye Yunanlılar isim tescil ettirmişler. E Danimarkalılarda Avrupa Konseyine şikayet etmişler doğal olarak. Yani benim peynir yüzünden iki ülke mahkemelik. Olan bana oldu.....
Unutmamam gereken binlerce şeyi unutmuş gibiyim. Neyi unuttuğumu bilemediğimden hatırlamam da imkansız bir hal alıyor. Bunca yıldır biriktirmeye çalıştığım güzel şeylerin hiçbirinden eser yok.....Hafızam yaşadığım acılarla birlikte onları da yok etti. Üzüntülerimi silmeye çalışırken bana ait herşeyi beraberinde götürdü. Ayrılık yaşadığında insan Leman Sam'ın şarkısında elinden gelmediğini söylediği şeyleri yapmaya çalışıyor. "Sana ait ne varsa yakıp yıksaydım keşke, anıların kelepçesini söküp atsaydım keşke. Ne çare gücüm yetmiyor." demiş ama benim gücüm yetti, elimden geldi, geldi ama beraberinde bütün yaşanmışlıklarımı da aldı gitti. İçimde kocaman bir boşluk bıraktı. Bunu yeni bir başlangıç fırsatı olarak da algılayabilirdim ama bu boşluğu sevmedim, boşluktaki çınlamayı sevmedim. Yokluğu en az varlığı kadar acı verdi. Yani öyle ya da böyle acı çekmek kaçınılmaz sonmuş, bilemedim. Silmeye uğraştıklarının yerindeki boşukta can yakıyormuş meğer.

 Sene olmuş 2026. Ne fırtınalarda yüzdürdüm ben gemilerimi. Güvenli limanlara da çıkmış değilim ha. Mottomuz "seyir güzel" oldu, b...